Kategori | Edebiyat

İlhan Berk Yaşamı, Sanatı ve Yapıtları

-- Sponsorlu bağlantılar --


Yaşamı

“Yazmak, bu anlamda, önce kendimi, sonra da yeryüzünü varetmektir. Yazmanın böyle bir anlamı var benim için.” Böyle diyor, İlhan Berk; yaşantısına dönük bir yazı yolculuğunun başlangıcında. Ve şunları ekliyor: “Kendimi anlatarak değil, bırakarak bir yazıda, varetmek. Bir kurşunkalem gibi kurşunkalemin içine girmek, onu yaratarak, varetmek. Bir kurşunkalem tanıma ne denli girerse, ne denli varolursa, öyle varolmak.” (1) Varoluşun, hayatı anlamanın, anlamlandırmanın şiirini yazdı. Bazen şiirde hayatı, bazen de hayatta şiiri buldu. Dönüp baktıklarında, anımsadıklarında, düşlediklerinde şiire döndü yüzünü.. 1918’de Manisa’da doğdu. O kentten ve çocukluk günlerinden bellekte kalan izler şunlardır: “Ben çocuk olduğum dünyayı alevler içinde buldum. Beş yaşındaydım ve Manisa yanıyordu. Bütün kent bir gömlekle dağa çıkmıştı. Askerlerimiz aşağıda düşmanla çarpışıyordu. Silah sesini ilk o zaman duydum. İlk topu, ilk uçağı da o zaman gördüm. Düşman sözcüğünü de ilk o gün öğrendim, bir daha da unutmadım. Düşman yangın, top, tüfek demekti; daha çok da ölüm. Yanan kenti bir zaman dağdan seyrettik. Bir akşam kente indiğimizde de evimizin yerinde yeller esiyordu. Dağa çıkışımızı, sonra da inişimizi unutmayacağım. Kentte hala dumanlar tütüyordu. Halk ayakta kalan evlere sıkışsıkış yerleştirildi. Rum, Yahudi mahalleleriydi ayakta kalan bu evler. Hepsi de çok güzeldi. Oturduğumuz evin uzun güzel taşlığını unutamam.”(2) İlk ve ortaokulu Manisa’da okudu. Başlangıçta yarım bıraktığı okula dönüşünü sağlayan, yanında çıraklık yaptığı dişçi ustasını şöyle anar: “Ustam, iyi bir insandı (Hüsnü Erman) ve bana babalık etti. Hala yaşıyor mudur, yaşıyorsa çok ihtiyarlamıştır. Toplu, gözlüklü, güzel bir adamdı ustam. Daha yanında çalışmaya başladığımın haftasında, gazocağında kaynayan bir tas suyu eline döktüm ve haftalarca eli sarılı kaldı. Beni okumaya o itti. Bir köy öğretmeninden dördüncü sınıfa değin okumuş gibi bir belge alıp, beşinci sınıfa o yazdırdı. İlkokulu, ortaokulu onun yardımıyla bitirdim. Öğretmen okulunu bitirene değin de sürdü bu.” (3) Balıkesir Necatibey İlköğretmen Okulu’nu bitirdi. Espiye bucağında (Giresun) iki yıl ilkokul öğretmenliği yaptı. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca Bölümü’nü bitirdi (1945). Zonguldak, samsun, Kırşehir’de ortaokul öğretmenliği (1945-1955), Ankara ziraat bankası Genel Müdürlüğü Yayın Bürosu’nda çevirmenlik (1956-1969) yaptı. 1970’te emekli oldu, Bodrum’a yerleşti.

Edebi yaşamı

İlk şiirlerini Manisa Halkevi’nin çıkardığı “Uyanış” dergisinde yayımladı (1935). Edebiyata olan ilgisini ve o günlerdeki yaşadığı ortamı şöyle dile getirir, Berk: “O zamanlar benim günlerim, her gün okulla dişçi dışında kitaplıkta geçiyor. Bol bol dergi okuyorum. Hayat, Muhit dergileri en çok okuduğum dergiler. Muhit’te Necip Fazıl’ın ‘kaldırımlar’ şiiri çıkmıştı ve uzun zaman o şiirin etkisinden kurtulamadığımı anımsıyorum. Kitaplığa arada Şerif Hulusi gelirdi. Koltuğunda hep kitap taşırdı. Adı Manisa’da saygı uyandırırdı. Üniversitede okuyor ve Cumhuriyet’te yazıyordu. İl kez bir yazar görüyordum. Bu da bana sevinmekten çok, korkular veriyordu.Ama bu ilk ve son korkum oldu.”(4) Bu ilk denemelerini Güneşi Yakanların Selamı adlı kitapta topladı (1935). 1955’e kadarki dönemde toplumsal gerçekçi anlayışa bağlı ürünler verdi. Bu süreçte ürünlerini “Servetifünun-Uyanış”, “Ses”, “Yığın”, “Yeryüzü”,”Kaynak”, ” Yeditepe” (1940-50) dergilerinde yayımladı. Günaydın Yeryüzü (1953) kitabından dolayı, 142. maddeye aykırı görülerek, kovuşturmaya uğradı. Kül ile 1979 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü’nü, İstanbul Kitabı ile 1980 Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü, Deniz Eskisi ile de 1983 Yeditepe Şiir Armağanı’nı kazandı. Güzel Irmak Kitabıyla da 1988 Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü’nü Ferit Edgü ile paylaştı.

Sanatı

İlk dönem şiirlerinde toplumsal bir bakış egemendi. Toplum ve insan gerçeğine değişimin birer öğesi olarak baktı. Hayatın akışını, yaşanılan gerçekliklerin neden/niçinlerini sorgulayıcı bir şiir evreni kurdu. Özellikle İstanbul kitabıyla çelişkiler ağındaki kentin gerçeğini çarpıcı biçimde yansıttığı gözlendi. Günaydın Gökyüzü, Köroğlu şiirinin bu evresinin duruş yerini belirleyen ürünleri getirdi. Galile Denizi, şiirinin yeni döneminin muştusunu getirir. Bu ikinci evreyi oluşturan dönemde “İkinci Yeni”nin öncü şairi kimliğini öne çıkaran ürünler verdi. Şiirin yapısal yanı ağırlık kazandı. Poetikasını bu eksende geliştirdi. Özsel kaygıyı biçime ağdırarak simgesel bir şiir evreni kurdu. Giderek, dizenin şiirin başat öğesi olduğu savını örnekleyen şiirler yazdı. Kendi şiir atlasını kurarken; “düzyazı şiirlere, aforizmalarından harfleri, nesneleri ve semtleri sevmeye dek genişleyen çok kollu bir şiir ırmağı” yaratmayı önceledi. Berk, bu poetik yolculuğunun izlerini, kaynağını yaşamdan, yaşadıklarından aldığını imlerken şu sözleriyle de bunun bir başka açılımını dile getirir: “İstanbul Kitabı’nın büyük bir bölümü benim yirmi üç yaş şiirlerimi kapsıyor. (…)Ben dünyaya ilk kez o şiirlerle baktım gibi gelir bana. Dünyanın içinde ilk gelip gidişimdir onlar. Bana öyle geliyor ki, benim dünya maceram, İstanbul Kitabı’nda o gün çizilmiştir. Şiirimin gedip geldiği bütün karanlık-aydınlık, bunlu-bunsuz sokaklarıdır onlar. Bu dünya yüzünün şiir tarihinde çok yolculuklar yaptım; şiirimin girip çıkmadığı yer kalmamış gibi gelir bana. Şiiri her yerde aradım. Bunun için şiirim yalnız aydınlığın değil, bunun, karanlığın da şiiridir. İnsanlığın hali gibi, umut da umutsuzluk da şiirimin damarlarını beslemiştir. Bu yüzden şiirim çilekeştir, tedirgin edicidir. Acıyla büyüdüğü için de, başkaldırıcı, illetli, asidir. Yine bu yüzden de acımasızdır. Hayatın kendisi gibidir. Bazen suskun, ezik görünmüşse, yorgunluğundan, bir kıyı hayatı özleminden değildir bu. Bütün suskunluklar, yeni anlatım biçimleri bulmak, tekdüzelikten kurtulmak içindir; kıyılara, deltalara inmek hep bu yüzdendir.” (6) Bu renkli şiir evrenini deneme ve günlüklerinde de dile getiren, bunun arka planını anlatan Berk; aynı zamanda resim sanatıyla da ilgilendi. Açtığı resim sergilerinde uzunca bir dönem yaptığı çalışmalarını sergiledi. O, yaratıcı dünyasında, yazı ile resim arasındaki bağıntıyı şöyle dile getirir: “Yazmak benim cehennemimse, resim sevincim. Alanlarında, sokaklarında ıslık çalıp, kollarımı sallaya sallaya dolaştığım uçsuz bucaksız bir kent, bir Ankara. Amaçsız, yalnız büyük sevinçler duyup dolaştığım, ulaşmayı hiç düşünmediğim bir yer. Resim olayı böyle bir şey bende: Varmak değil, yitirmek.(…) Şiirle resimle biz iki kardeş gibiyiz, ama ayrı evlerde, ayrı kentlerde oturan ve birbirini hiç mi hiç görmeyen, ayrı yaşamları ayrı dünyaları olan iki insan. Ama ben yine de resme üvey kardeş olarak bakıyorum. Şiirle resmin çizgisini birleştirdiğime gelince, böyle bir şey varsa ben bunun ayrıntısını yaşamıyorum.”(5) Söz onun için önemlidir. Sözcüklerin anlamının peşinde bir şairdir,o. Bunu, şiirde imge kurmakta “tek işlev” olarak görür. Bu anlamda görsellik onun şiirinin ana izleklerindendir. Şiirini yer yer kapalı kılan imgelemi ise onun vazgeçilmezliğini imler. Berk, “şiiri imgelerle düşünme sanatı olarak” ele alır. Şöyle der: “Sözcüklerin, imgeye yükledikleri işlev yaratıcılıktır her şeyden önce.Bir yaratıcılık görevi yüklenmeyen imgeler, nesneyi değiştirmez, özel bir alana götürmez. Dolayısıyla dilin sıradanlığı içinde etkisini sürdüremez. Sürdüremez, çünkü nesneleri algılama, tanıma biçimleri olarak kalmıştır, görüntülerini yitirmişlerdir. (…)Yaratısal imgenin en belirgin yönü, yaşamın imgesi olmaktır. Yaşamın somutlaşmış imgesi. Herşeyden önce dağıtımcı olmaktır şiirin görevi. Dağıttığı da yaşamalardır, yaşamaların varlığıdır. Yeryüzüne koyduğu, yeryüzünün kendisi gibi bu somut gerçekliktir. Bunun için yaratıcı imge yaşamanın imgesi olduğu ölçüde şiirdir, varlığı da yokluğu da buna bağlı olarak sürer.” (7)

Yapıtları

Şiir: Güneşi Yakanların Selamı, 1935; İstanbul, 1947; Günaydın Yeryüzü, 1953; Türkiye Şarkısı, 1953; Köroğlu, 1955; Galile Denizi, 1958; Çivi Yazısı, 1960; Otağ, 1961; Mısırkalyoniğne, 1961; Aşıkane, 1968; Şenlikname, 1972; Taşbaskısı, 1975; Atlas, 1976; Kül, 1978; İstanbul Kitabı :1947-1980, 1980; Deniz Eskisi (Şiirin Gizli Tarihi’ni de içererek), 1982; Delta ve Çocuk, 1984; Galata, 1985; Güzel Irmak (Şairin Kanı’nı da içererek), 1988; Pera, 1990; Dün Dağlarda Dolaştım Evde Yoktum, 1993; Şeyler Kitabı (düzyazı-şiir), 1997; Avluya Düşen Gölge, 1998; Çok Yaşasın Sayılar, 1999.
Deneme: Şairin Toprağı, 1992; İnferno, 1994; Logos, 1996;Poetika, 1997
Günlük: El Yazılarına Vuruyor Güneş: 1955-1990, 1983 (Genişletilmiş basım, 1992);
Yaşantı: Uzun Bir Adam, 1982 (İkinci basım, 1993).
Söyleşi: Kanatlı At, 1994.
Anlatı: Şifalı Otlar Kitabı, 1982.
Çeviri: Arthur Rimbaud’dan Seçme Şiirler, 19–; Seçme Kantolar, Ezra Pound, 19– Aslı Eros (Çeviri Şiirler), 1996.
Seçki: Başlangıcından Bugüne Beyit Mısra Antolojisi, 19–; Dünya Edebiyatından Aşk Şiirleri, 19–.
Berk’in şiirleri Yapı Kredi Yayınları’nca topluca yayınlanmaya başlandı: Kült Kitap, Eşik, Aşk Tahtı, Akşama Doğru.

1) İlhan Berk, Uzun Bir Adam, s.9-10, 1993, Yapı Kredi Yay.
2) Agy., s.17
3) Agy., s.39
4) Agy., s.51
5) Hikmet Çetinkaya, Berk: “Yazmak benim cehennemimse, resim sevincimdir” (söyleşi), Cumhuriyet, 23.5. 1979
6) İlhan Berk, Kanatlı At, s.33-34
7) İlhan Berk, “Şiir İmge Kurma Sanatıdır”, Politika, 26.3. 1976
Anlatı: Taormina, 1990; Fehmi K.’nın Acayip Serüvenleri, 1991; Kuyu, 1994; Üç Anlatı, 1995.

1) Cenk Koyuncu, “Asıl işim şiir” (söyleşi), Yön, 18 9.1994
2) Ags.
3) Doğan Hızlan, “Çağdaş Gelenekçi”, Cumhuriyet, 11.2.1982
4) Nilüfer Kuyaş, “Şiir kimliğimizdir” (söyleşi), Milliyet, 5.6.1998
5) Fatih M. Öztan, “Gelenekçi bir şair sayılmam”, Yeni Gündem, 1987
6) Hasan Bülent Kahraman, “Gündelik Hayatı Düşünmek”, Cumhuriyet, 24.11.1988
7) Sefa Kaplan, “Kendi kendime söylen’dim…”, Nokta, 11.2. 1990

-- Sponsorlu bağlantılar --

Yorum yazın

Sağlık Linkleri

Kategoriler

Arşivler