Kategori | Genel

Çocuğu Kim Yetiştirmeli?

Anne, dokuz ay karnında taşıdığı, sonra da dünyaya getirmek için pek çok sıkıntıya katlandığı bebeğini büyütmek istemektedir, bu onun hem hakkı hem de görevidir.

-- Sponsorlu Bağlantılar --


‘Anne’ , dokuz ay karnında taşıdığı, sonra da dünyaya getirmek için pek çok sıkıntıya katlandığı çocuğunu büyütmek ister, bu onun hem hakkı hem de görevidir. Anne, Anneanne ve BebekBebeğin ilk aylarında anne süt verir, bebeğinin bakımını yapar, temizliğini, beslenmesini, uykusunu düzenler.

Ancak bebek büyüdükçe anne bütün zamanını ayırsa bile bebeğin gereksinmelerine yetişmemeye başlar. Başka hiçbir iş yapmasa dahi, bebeğin 24 saatlik bakımına anne yetişemez olur. Annenin ev işlerine ayırması gereken zaman artık kalmaz, hele de anne çalışan bir kadınsa zamanı iyice daralır.

Bu durumda anneye yardım etme görevinin ilk adayı anneannedir. Bizim kültürümüzde akla ilk gelen, çocuğun anneannesidir. İlk soru da ‘Anneanne yardım edemiyor mu?’ olur. Pek çok anneanne zaten bu işin kendi işi olduğunu kabul etmiştir, bu yardımı kendisi ister.

Pratikte görülen de annelerden sonra bebeğin bakım ve büyütme işinin anneanneler tarafından üstlendiğini gösterir. Daha az oranda anneden sonraki bakımı üstlenenler ‘babaanneler’ dir. Babaanne, yani babanın annesi, eğer anneanne devreye giremez ise ya da kendi isteğiyle bu görevi üstlenir.

Babaların görevi

Babaların üstlendiği görev, daha çok gereksinmelerin karşılanmasıdır, anneye yardım edebilmeleri de sınırlıdır. Genç ve modern babalar eskisinden daha çok bebek bakımında görev üstlenmekte ve gerçek bir yardımcı olabilmektedir.

Anne, anneanne-babaanneden sonra çocuğun büyütülmesi ‘bakıcı’ ya emanet edilmektedir. ‘Bakıcı’ , ya bir genç kızdır ya da kendisi de çocuk büyütmüş olan orta yaşlı bir kadındır. Genel olarak ‘çocuk bakımı’ konusundaki bilgileri önceki deneyimleri ile sınırlıdır, bu konuda eğitim almamışlardır ve en güvenilir yanları ‘sorumluluk duyguları’ olmalıdır. Çocukla yalnız kalacakları için de onların ‘sorumluluk duyguları’ na güvenmekten başka yapılacak bir şey yoktur.

‘Bakıcı’ tarafından bakılan çocuğun annesi ve babası, çocuklarının kazandığı özelliklere bakarak ‘günlerini nasıl geçirdiğini?’ anlamaya çalışırlar.

Ancak ‘bakıcı’ tarafından büyütülecek çocuğun ‘bakım’ bölümü istenilen nitelikte olsa da ‘eğitim’ açısından istenilen niteliğe ulaşamayacağı da ortadadır. Bu ‘bakım-eğitim-büyütme’ biçimlerinin özellikleri nelerdir? Aralarındaki ortak ve ayrı yanlar nelerdir? Bu yöntemler çocuğu nasıl etkiler? Bu soruların yanıtı hemen ‘şudur’ denilecek biçimde olamaz. Bu sorunun yanıtında bütün bir ‘çocuk yetiştirme kültürü’ vardır.

Anne ‘genç’ tir, çocuğundan beklentileri daha farklıdır, çocuğuna karşı çok koruyucudur, bizim kültürümüze göre de ‘kendini çocuğuna adamıştır, onun için yaşamakta’ dır.

Anneanne çok şefkatlidir, kendi kızını yetiştirirken pek çok şey görmüş, pek çok şey öğrenmiştir, kızından daha sakindir, çabuk heyecanlanmaz ama o da torununa çok düşkündür, hiç ağlamasını istemez. Annenin de anneannenin de çocuk üzerine titredikleri, onun ‘özenli bakımıdır’ . Çocuğun beslenmesi çok önemlidir, temizliği çok önemlidir, istekleri her zaman ön plandadır, çocuk sağlıklı olmalı, hastalanmamalı, ağlamamalıdır. Çocuğun oyalanması gerekir, sevgi ve şefkat onun asıl besinidir ama ne yaparsınız ki ‘anneanneler çocuğu biraz şımartırlar, çünkü onun üzülmesine hiç dayanamazlar, ne isterse yapmaya çalışırlar’ . Anne bakımı çok özenlidir ve aşırı koruyucudur.

Anneanne bakımı da çok özenlidir ve çocuğun isteklerini öne alıcıdır. Babaanneler de anneanneler gibidir ama birisi kız çocuğu büyütmüştür, öbürü ise erkek çocuğu. Aralarındaki fark daha çok yetiştikleri ortam farkıdır, birbirlerinin tutumunu beğenmelerinde de çoğu kez sorunlar vardır. Kız anneleri daha uyumlu olmaya çalışır, oğlan anneleri ise daha eleştirici olma eğilimlidir. Elbette bunlar kültürel rollerden kaynaklanmaktadır, kişilik farkları bütün bunları değiştirebilir.

Bakıcılar

Bakıcılara gelince, onların çocuk üzerindeki etkileri de kendi yetişme biçimlerine, deneyimlerine, sorumluluk duygularına göre değişir, genel olarak doğru bir eğitim verme niteliklerine sahip değillerdir. Burada daha önceleri çok ünlü olan ‘İsviçreli mürebbiye’ konusunu anımsamak istiyorum. ‘İsviçreli mürebbiye’ ler çok önemliydi ve aileler için bir statü sembolüydü. Yeni doğmuş bir çocuk için ‘İsviçreli mürebbiye’ getirtmek hem zenginlik hem de görgü ve eğitimde Avrupalı olmak sayılırdı. Onları bu denli ünlü yapan özellikler neydi? Öncelikle ‘temiz, disiplinli ve bilgili’ olmalarına çok önem verilirdi. Cocugu Kim Yetistirmeli?Sonra da işlerini çok iyi yaparlardı ve en önemlisi çocuğu büyütürken anne ve babaya bile ödün vermezlerdi. Bu yöntemle çocuk büyütmenin temeli ‘çocuğun hayatının disiplinle düzenlenmesi’ idi. Çocuğun beslenmesi, uykusu, temizliği, bakımı, oyuncakları, oyun oynaması, kısaca bütün hayatı ‘mürebbiye’ tarafından düzenlenirdi. Onun bakımında yardımcıları da olurdu ve çocuk hayatında en çok ‘mürebbiye’ yi görürdü. Mürebbiye, ‘çocuk terbiyesini öğreten kadın’ anlamında Arapça bir sözcük. Mürebbiye ile büyüyen çocuklar daha mesafeli, terbiyeleri düzgün, şımarmayan, nerede ne yapacağını bilen çocuklar olurlardı. Aşırı korunmadıkları için de kendilerini daha güçlü hissederler, kişilikleri daha yetkin olurdu.

Çocuğun sosyalleşmesi

Kişisel bakımın en eksik yanı ise her zaman için ‘çocuğun sosyalleşmesi’ dir. İster anne, anneanne-babaanne, bakıcı, hatta eğitimli mürebbiye olsun ‘kişisel bakım’ da çocuğun sosyalleşmesi eksik kalır ki, çocukların gelişiminde bu yan çok önemlidir. Bebekler doğduğu zaman gelişmekte olan beyin hücreleri, ancak uyarı alarak gelişimlerini sürdürürler. Bu uyarıların azlığı-çokluğu, tekdüzeliği-çeşitliliği, olumsuzluğu-olumluluğu beyin hücrelerinin gelişimi yönlendirir. Daha çok, daha çeşitli, daha olumlu uyarılar beyin hücrelerini geliştirir, bağlantılar kurmalarını sağlar ve bilişsel gelişim, dil gelişimi, beş duyu gelişimi, motor gelişim hızlanır. Çocukların gelişiminde başka çocuklar, başka canlılar önemli bir yer tutarlar. Onun için de çocuklar yürümeye başlamadan önce çevrelerini araştırmaya başlarlar, yürüdükleri zaman da keşifleri başlar. Bütün bunlar sosyalleşme gereksinmesini ortaya çıkarır. Küçük çocuklar daha tam konuşmaya başlamadıkları zamanda bile öteki küçük çocuklarla sesleriyle anlaşırlar ve kendi aralarında büyüklerin anlayamadığı söyleşiler yaparlar. Çocuklar yaşıtlarıyla birlikte olmak isterler. Birlikte olmak ara sıra onları görmek değildir, birlikte oturmak, konuşmak, oynamak, birbirlerine bakmak, birbirleriyle rekabet etmek, birbirlerini sevmek, kıskanmak, birbirleriyle didişmek demektir. Çocuklar böyle sosyalleşir.

Bunların hepsini çocuklara verebilen yerler de ‘çocuk kreşleri ve çocuk evleri’ dir. Kreşler ve çocuk evleri öncelikle çocuklar için hazırlanmış ortamlardır. Büyüklerin yaşadıkları yerlerde çocuklar için hazırlanmış yerler yeterli değildir. Çocuk bütünü ile kendisi için hazırlanmış yerlerde yaşadığını görmelidir. Masaları, sandalyeleri, dolapları, oyuncakları vb. her şeyi ile kendisi için olan bir yerde kendinden başka çocuklarla birlikte yaşadığını algılamalıdır. Böyle hazırlanmış bir kreşin ve çocukevinin çocuğun hayatı için hazırladığı günlük program bütünüyle ona kendini kontrol etmeyi öğretecektir. Bir çocuğun ‘kendini kontrol etmeyi öğrenmesi’ onun hayatında öğrenebileceği en önemli desteği olacaktır. Bu ‘self-kontrol gücü’ , onun ilerde nasıl başarılı olacağını kavramasına, kendi plan ve programını yapabilmesine, kendi yanlışlarını görebilmesine, doğru hedefler seçebilmesine yardımcı olacaktır. Kendini kontrol etme gücünün en büyük engelleri ise ‘aşırı koruma’ , ‘üzülmesin, yorulmasın, sıkılmasın diye onun yapması gerekenleri onun yerine yapma’ , ‘onun her istediğini yerine getirme’ , ‘yanlışlarını öğrenmesine fırsat vermeme’ dir.

Sevgi dolu ortam

Çocuğun güvenle büyüyüp gelişeceği ‘kreş ve çocukevi ‘nin özellikleri neler olmalıdır? Konunun çok önemli bir yanı da budur.

Öncelikle bebeklerin büyüdüğü bölüm olan ‘kreş’ , bir çocuk yetiştirmenin özenine sahip olmalıdır. Bu da, sevgi ve güven dolu hijyenik bir ortam demektir. Kreş çalışanları, tam sorumluluk duygusuna sahip güvenilir kişilikte, ne yaptığını bilen, neden yaptığını bilen, nasıl yaptığını bilen iyi yetişmiş elemanlar olmalıdır. Beslenmesinden uyumasına, temizliğinden oyunlarına kadar hizmetin her bölümü bebek için sıcak, sevgi ve güven dolu bir nitelik taşımalıdır.

Çocukevi de öncelikle ‘eğitim felsefesi’ ne sahip olmalıdır. Yetiştirmek istediği çocuklara ilişkin bilimsel bir amacı olmalı, bu amaca ulaşmanın yolları, yöntemleri bilinmelidir. Her çocuğun kendi özelliği içinde yetişeceği iyi bilinirse buna ilişkin yöntemler de uygulanabilir. Çocuk yetiştirmenin amacının onu standardize etmek değil, tam tersine onun farklı özelliklerini geliştirmek olduğunu bilen çocukevleri başarılı eğitim verebilirler. Çocuklar için uygun ortamlar, oyuncaklar, eğitim materyalleri, ne yaptığını ve neden yaptığını bilen iyi yetişmiş personel bu konudaki ‘kalite ölçütleri’ ni oluştururlar. Çocuk yetiştirmenin amacının ‘kendisini yönetecek, sorumluluk sahibi, özgür düşünen, doğruyu yanlıştan ayırabilen, kendi kararını doğru verebilen, karakter sahibi, yetkin kişilikli çocuklar kazanmak’ olduğu unutulmamalıdır.

Çocuğun büyüyüp gelişmesinde anneler-babalar, anneanneler-babaanneler çocuklarının yetişeceği kreşler ve çocukevleriyle elbirliği, işbirliği içinde olmalıdır. Birlikte yürütülecek bir programla 0-6 yaş arası çocukların büyütülüp eğitilmesi sadece o çocukların değil, ülkenin geleceğinin de güvencesi olacaktır.

-- Sponsorlu Bağlantılar --

Yorum yazın

Sağlık Linkleri

Kategoriler

Arşivler